Faizsiz Ev Alma Sistemi ve Organizasyon Ücreti İadesi

Organizasyon Ücreti İadesi Nedir?

Organizasyon ücreti iadesi geri alınabilir mi? Kredisiz ev satışı yapan kurumlar müşterilerine faizsiz ve vade farksız ev sahibi olma vaadiyle yola çıkmaktadır.

Sisteme ilk başvurulduğunda, önce ev sahibi olmak için ne kadarlık bir bütçe ayrıldığı soruluyor. Tüketiciden aylık ne kadar taksit ödeyebileceğini belirlemesi isteniyor.

Ardından alınmak istenen ev değerinin %7 ila %12 arasında komisyon (organizasyon ücreti) talep ediliyor. Organizasyon ücreti burada kritik bir durum oluşturuyor. Çünkü tüketici ile yapılan sözleşmede sistemden çıkılması halinde organizasyon ücretinin geri alınamayacağı yazıyor. Tüketici standart olan bu sözleşmeyi üzerinde tasarruf edemeden imzalamak zorunda olduğundan bu şekliyle imzalıyor. Sistemden çıkmak istediğinde sözleşmeyi bu şekilde imzalamış olduğundan organizasyon ücreti kendisine geri ödenmiyor.

Şirketler sözleşmeye cayma halinde organizasyon ücreti iade edilmez diye hüküm koymaktadır. Ancak sözleşmede geçen caymaya ilişkin bu hüküm haksız şart niteliğinde ve geçersizdir.

Haksız Şart Yönetmeliği

Tüketici sözleşmelerindeki haksız şarta ilişkin olarak kısaca bir tanım yapmak gerekirse, haksız şart tüketici ile müzekkere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.

Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür.

Haksız şartın varlığından söz edilebilmesi için birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bunlar ;

  1. Tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilme, Günümüzde banka, sigorta, taşıma ve sair sözleşmelerde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Bu gibi şekilde sözleşmelere konulmuş  olan  “sözleşmeyi okudum, anladım, onaylıyorum”  ifadelerinin yazılıp imzalanması tek başına, o şartı genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür.
  2. Tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olma,

Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki; haksız şartın temel koşulları olan bu unsur aynı anda var olmalıdır. Yani, şartlardan bir tanesinin mevcut olması kural olarak o şartı haksız şart olarak adlandırmaya yetmemektedir.

Organizasyon Bedeli, Haksız Şart ve Organizasyon Ücreti İadesi

Yukarıda bahsettiğim konut edindirme sistemlerinde tüketici ile yapılan sözleşmeye konulan ‘’organizasyon ücreti iade edilemez’’ gibi hükümler Tüketicinin Korunması Kanununu kapsamında haksız şart niteliğinde olup kesin hükümsüzdür. Şöyle ki;

  • sözleşmenin tüketici ile müzekkere edilmemesi
  • standart bir sözleşme olması. (Birden fazla sözleşme ilişkisinde kullanılmak amacıyla, Sözleşmenin imza edilmesinden çok önce düzenlenmesi, Anlaşma şeklinde değil belirsiz sayıda kişiyi bu sözleşmelere dahil etmek anlayışıyla düzenlenmiş olması)
  • ‘’ORGANİZASYON BEDELİ’NİN’’ ne olduğu ve/veya içeriğine dair açık ve anlaşılır bir dil kullanılmaması sonucunda yukarıda bahsettiğimiz şartlar gerçekleştiğinden bu maddeler haksız şart niteliğinde ve kanun gereği kesin hükümsüzdür.

Sonuç Olarak

Gerek Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gerekse emsal yargı kararlarına göre tüketici taraf ile hizmet sunucusu arasında herhangi bir münazara yapılmadan tüketici söz konusu hizmeti alması için sözleşmedeki tüm hususları kabul etme durumunda bırakılmaktadır. Hizmet sunucusu sözleşmede ‘’organizasyon bedeli’’ adı altında talep ettiği ücretlerin içeriğinin ne olduğunun, neleri kapsadığını izah etmemektedir.

Organizasyon bedeli tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartı olduğundan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince haksız şart niteliğindedir ve kesin hükümsüzdür. Bu nedenle tüketiciye geri ödenmesi gerekmektedir.

Avukat Öykü Özer

Organizasyon Ücreti İadesi

Organizasyon Ücreti İadesi Nedir?

organizasyon ücreti iadesi

Organizasyon ücreti iadesi geri alınabilir mi? Kredisiz ev satışı yapan kurumlar müşterilerine faizsiz ve vade farksız ev sahibi olma vaadiyle yola çıkmaktadır. Peşinat ve gelir durumuna göre hazırlanan ödeme planları, müşterilerin satın almak istedikleri konutlara ulaşmalarını sağlıyor.

Sisteme ilk başvurulduğunda, önce ev sahibi olmak için ne kadarlık bir bütçe ayrıldığı soruluyor. Tüketiciden aylık ne kadar taksit ödeyebileceğini belirlemesi isteniyor.

Ardından alınmak istenen ev değerinin %7 ila %12 arasında komisyon (organizasyon ücreti) talep ediliyor. Organizasyon ücreti burada kritik bir durum oluşturuyor. Çünkü tüketici ile yapılan sözleşmede sistemden çıkılması halinde organizasyon ücretinin geri alınamayacağı yazıyor. Tüketici standart olan bu sözleşmeyi üzerinde tasarruf edemeden imzalamak zorunda olduğundan bu şekliyle imzalıyor. Sistemden çıkmak istediğinde sözleşmeyi bu şekilde imzalamış olduğundan organizasyon ücreti kendisine geri ödenmiyor.

Şirketler sözleşmeye cayma halinde organizasyon ücreti iade edilmez diye hüküm koymakta ve sözleşmeden her ne sebeple olursa olsun cayılırsa bizi ilgilendirmez şeklinde tavır sergilemektedirler. Oysaki sözleşmede geçen caymaya ilişkin bu hüküm haksız şart niteliğindedir.

Haksız Şart Yönetmeliği

Tüketici sözleşmelerindeki haksız şarta ilişkin olarak kısaca bir tanım yapmak gerekirse, haksız şart tüketici ile müzekkere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.

Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür.

Haksız şartın varlığından söz edilebilmesi için birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bunlar ;

  1. Tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilme, Günümüzde banka, sigorta, taşıma ve sair sözleşmelerde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Bu gibi şekilde sözleşmelere konulmuş  olan  “sözleşmeyi okudum, anladım, onaylıyorum”  ifadelerinin yazılıp imzalanması tek başına, o şartı genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür.
  2. Tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olma,

Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki; haksız şartın temel koşulları olan bu unsur aynı anda var olmalıdır. Yani, şartlardan bir tanesinin mevcut olması kural olarak o şartı haksız şart olarak adlandırmaya yetmemektedir.

Organizasyon Bedeli, Haksız Şart ve Organizasyon Ücreti İadesi

Yukarıda bahsettiğim konut edindirme sistemlerinde tüketici ile yapılan sözleşmeye konulan ‘’organizasyon ücreti iade edilemez’’ gibi hükümler Tüketicinin Korunması Kanununu kapsamında haksız şart niteliğinde olup kesin hükümsüzdür. Şöyle ki;

  • sözleşmenin tüketici ile müzekkere edilmemesi
  • standart bir sözleşme olması. (Birden fazla sözleşme ilişkisinde kullanılmak amacıyla, Sözleşmenin imza edilmesinden çok önce düzenlenmesi, Anlaşma şeklinde değil belirsiz sayıda kişiyi bu sözleşmelere dahil etmek anlayışıyla düzenlenmiş olması)
  • ‘’ORGANİZASYON BEDELİ’NİN’’ ne olduğu ve/veya içeriğine dair açık ve anlaşılır bir dil kullanılmaması sonucunda yukarıda bahsettiğimiz şartlar gerçekleştiğinden bu maddeler haksız şart niteliğinde ve kanun gereği kesin hükümsüzdür.

Sonuç Olarak

Gerek Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gerekse emsal yargı kararlarına göre tüketici taraf ile hizmet sunucusu arasında herhangi bir münazara yapılmadan tüketici söz konusu hizmeti alması için sözleşmedeki tüm hususları kabul etme durumunda bırakılmaktadır. Hizmet sunucusu sözleşmede ‘’organizasyon bedeli’’ adı altında talep ettiği ücretlerin içeriğinin ne olduğunun, neleri kapsadığını izah etmemektedir.

Organizasyon bedeli tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartı olduğundan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince haksız şart niteliğindedir ve kesin hükümsüzdür. Bu nedenle tüketiciye geri ödenmesi gerekmektedir.

Avukat Öykü Özer Uğurlu

İNTERNET BANKACILIĞI DOLANDIRICILIĞI YARGITAY KARARLARI

Hukuk Genel Kurulu 2017/2224 E.  ,  2018/1753 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki “maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.01.2013 tarihli ve 2012/330 E. 2013/26 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.01.2014 tarihli ve 2013/11577 E. 2014/1594 K. sayılı kararı ile:

“…Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından 12.05.2011 tarihinde 9.788 TL’nin internet vasıtasıyla başka hesaba EFT edildiğini, davalı bankanın internet vasıtasıyla yapılan işlemlerde müşterilerin haklarını koruyucu tedbir almaması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, 9.788 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmede güvenlik hususunda davacının uyarıldığını, söz konusu havale işleminden dolayı sorumlu olmadıklarını, davacının kusurlu hareketi bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının kişisel bilgilerini korumada gerekli özeni göstermediği bu nedenle % 40 kusuru bulunduğu, davalı bankanın ise yeterli güvenlik önlemlerini almayarak % 60 oranında kusuru olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 5.872,80 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.

Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK’nın 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.

Somut olayda, davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş kararan davacı yararına bozulması gerekmiştir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, internet bankacılığı işlemi nedeniyle bankanın sorumluluğuna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkilinin davalı bankanın müşterisi olduğunu, 12.05.2011 tarihinde müvekkilinin çeşitli bankalardaki hesaplarında internet aracılığı ile korsan girişimlerde bulunulduğunu ve müvekkilinin davalı banka şubesindeki hesabından 9.788,00TL’nin başka hesaplara EFT yapılarak aktarıldığını, davalıdan EFT yapılan paranın iadesinin istendiğini, ancak davalı tarafından paranın iade edilemeyeceğinin belirtildiğini, davalı bankanın objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve müşterilerini koruma amaçlı gerekli güvenlik önlemlerini almadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 9.788,00TL zararın mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davacının internet bankacılığı işlemlerinde zorunlu kılınan tek kullanımlık şifre seçeneklerinden akıllı SMS seçeneğini kullandığını, dava konusu işlemin davacının müşteri numarası, internet bankacılığı şifresi ve cep telefonuna gönderilen işlem şifresi (Akıllık SMS) kullanılmak suretiyle gerçekleştiğini, davacı şirket yetkilisi tarafından Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/2069 soruşturma sayılı dosyasında verilen 13.05.2011 tarihli ifadede şifreleri korumak için gerekli dikkat ve özeni göstermediğini belirttiğini, bu durumda kötü niyetli üçüncü kişilerin davacının yetkilisinin bilgisayarına gönderdiği “trojan virüsü” ile davacının şifre gibi tüm kişisel bilgilerinin ele geçirildiğini, şifrenin üçüncü şahıslar tarafından ele geçirilmesinin banka sistemleri üzerinden gerçekleşmediğini, bu nedenle müvekkili bankanın herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacının elektronik bankacılık için gerekli olan özel bilgilerin ve iletişim bilgilerinin korunması için gerekli dikkat ve özeni göstermediği, bu sebeple müterafik kusurunun olduğu, davalı bankanın da müşteri (hesap sahibi) tanımlamasını en üst düzeyde sağlayacak elektronik bankacılık sisteminin uygulanmasını sağlamadığı, bu nedenle davacı için % 40 ve davalı banka için % 60 kusur oranının uygulanmasının hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece, önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı banka nezdindeki hesapta bulunan paranın internet bankacılığı aracılığı ile davacının iradesi dışında üçüncü kişilerce çekilmesinde davacıya atfedilecek bir kusurun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle internet bankacılığı kavramı ile bankaların müşterileriyle yaptığı internet bankacılığı sözleşmelerinden doğan yükümlülük ve sorumluluklarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

İnternet, birden fazla haberleşme ağının (network) bilgisayarlar aracılığıyla meydana getirdikleri bir iletişim ortamıdır. Bu ağlar arasındaki ilişkiler IP (internet protokolü) kullanılmak suretiyle bilgisayarlar arasında gerçekleşir. Bankaların da bu ağa dâhil olmasıyla banka hizmetlerinin yer ve zaman kısıtlaması olmaksızın internet ortamında sunulmasına başlanmış ve böylece internet bankacılığı adı verilen yeni bir sistem doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde internet, tüm dünya üzerine yayılmış olan çok geniş bir bilgisayar ağı durumuna gelmiş olup, bu iletişim ağından yararlanan internet bankacılığı; teknolojide meydana gelen gelişmeler sonucu ortaya çıkan ve hemen hemen bütün bankacılık işlemlerinin zaman ve yer sınırı olmaksızın internet üzerinden yapılabilmesini sağlayan elektronik bir bankacılık türü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bankalar tarafından hazırlanan sözleşmelerde yer alan yaygın tarifiyle ise internet bankacılığı; şahsın kablolu, kablosuz iletişim sistemleri ile teknik şartlara haiz bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi araçlar üzerinden ve internet-wap aracılığı ile otomatik, sesli yanıt sistemi ile şifre ve parolayı kullanarak, bankanın belirleyeceği kurallar ve limitler dâhilinde şahsın banka hesapları üzerinde her türlü işlem yapma yöntemidir.

İnternet bankacılığı işlemleri bakımından uygulamada ortaya çıkan en önemli sorun, hiç kuşkusuz güvenlik sorunu olup, banka hesaplarındaki paraların, müşterilere ait özel bilgiler kullanılarak üçüncü kişilerce başka hesaplara aktarılmasıdır. Bu sorun hem bankalar hem de müşteriler açısından önemli riskler oluşturmaktadır.

Güvenli bir internet bankacılık hizmetinin sunulmasında, böyle bir hizmetin alınmasında, normal bankacılık işlemlerindeki yükümlülüklerin yanı sıra hem bankanın hem de müşterinin üzerine düşen bazı ek yükümlülükler vardır. Bu bağlamda, internet bankacılığı hizmetini müşterilerine bankalar sunduğuna göre, bankaların internet bankacılığı sisteminin güvenliğine yönelik tüm tedbirleri almaları ve sistem hatalarını ve eksikliklerini gidererek sistemi bilinen en son teknolojik gelişmeye uygun hâle getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Müşterilerin internet bankacılığını kullanmakta olması bankaların mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi, sorumluluğunu da hafifletmeyecektir. Bu kapsamda işlemlerini internet ortamına taşıyarak daha fazla müşteri kitlesine ulaşmak ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek isteyen bankanın, buna paralel olarak gerekli teknolojik ve yazılımsal önlemleri alması, gelişen teknoloji karşısında kötü niyetli üçüncü kişilerin internet bankacılığı sistemine girişimlerini anında engelleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması, sistemini sürekli güncelleyerek yenilemesi, herhangi bir usulsüz işlemle karşılaşıldığında gerekli önlemleri almanın yanı sıra müşterilerini de anında bilgilendirmesi gerekmektedir (Savaş, Abdurrahman; İnternet Bankacılığı ve Tarafların Yükümlülükleri, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 2, s. 151.) .

Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olup, sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 818 sayılı Borçlar Kanununun (818 sayılı BK) 99/2 ve 100/3 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı TBK) 115/3 ve 116/3) maddeleri gereğince, bankaların hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6102 sayılı TTK) 18/2) maddesi gereğince, tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim, bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152.) .

Buna karşılık, hiç kuşkusuz, internet bankacılığı işlemlerinde müşteriler de kendilerinden beklenen her türlü tedbiri almak ve her türlü dikkat ve özeni göstermek zorundadırlar. Bu sebeple bilgisayarlarına başkalarının ulaşmasına imkân tanıyan her türlü gerçek ve sanal saldırıyı önleyici tedbirleri almaları ve bu konuda azami özeni göstermeleri gerekmektedir. Müşterilerin, internet bankacılığında kullanılmak üzere kendilerine verilen özel bilgilerini, banka ve kredi kartlarında olduğu gibi, üçüncü kişilerden özenle koruma ve saklama yükümlülüğü mevcuttur. Bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi hâlinde müşterinin kendi kusurundan kaynaklanan bu durumun sorumluluğuna kusuru oranında katlanması gerekmektedir.

Bu itibarla, müşterinin internet dolandırıcılığı eyleminin işlenmesinde ve kişisel bilgilerinin kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusuru var ise 818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesi gereğince bu kusur, müterafik kusur olarak değerlendirilebilecektir. Bu durumda banka, sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirememesinde kusurlu olmadığını 818 sayılı BK’nın 96. (6098 sayılı TBK’nın 112.) maddesi gereğince ispat etmek durumunda olup, ayrıca müşterisinin müterafik kusurunu da ispat etmekle yükümlüdür (Yasaman, Hamdi; Banka Hukuku, İstanbul 2013, C. II, s.105) .

Yukarıda verilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; “davacının dava dışı bankalardaki hesaplarına da girildiği dikkate alındığında davacının kişisel bilgilerini bir şekilde koruyamadığının anlaşıldığı, davacının kişisel bilgilerini büyük bir olasılıkla kullandığı bilgisayarından çaldırdığı, yine davacının Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadeden cep telefonuna yönlendirici program yüklenmesine sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, bu nedenle müterafik kusurunun bulunduğu” belirtilerek davacının %40 oranında müterafik kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de, alınan rapor, somut olay yeterince irdelemeden ihtimallere dayalı olarak düzenlenmiştir. Dosya kapsamından, davacının üç ayrı bankadaki hesaplarına başka bir IP üzerinden aynı anda internet bankacılığı aracılığıyla kötü niyetli girişimlerde bulunulduğu, davalı haricindeki diğer bankaların kötü niyetli girişim sırasında davacıya bilgi vererek hesaplardan paranın çıkışını engelledikleri, davalı bankanın ise kötü niyetli girişimden davacının bildirimi ile haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu hususlar değerlendirilmeden, davalı bankanın olayın gerçekleştiği tarih itibariyle internet bankacılığı sisteminde, o dönem sektörde kullanılmakta olan tüm gerekli tedbirleri almış olup olmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile karar verilmiştir.

Hâl böyle olunca mahkemece, alanında uzman bir başka bilirkişi heyetinden rapor alınarak, olayın gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) tebliği de gözetilerek o dönem sektörde kullanılmakta olan güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve davalı banka haricindeki diğer iki bankanın internet dolandırıcılığı işlemini engellemesi karşısında, davalı bankanın benzeri güvenlik tedbirlerini alıp almadığı, ayrıca davacının kusurunun zararın meydana gelmesinde ne derece etkili olduğu ayrıntılı bir şekilde irdelenip sonucuna göre karar verilmelidir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının bilgileri ele geçirilmiş olsa dâhi bankanın gerekli güvenlik tedbirlerini alsaydı dolandırıcılık eyleminin gerçekleşmeyeceği, davalı bankanın olay tarihi itibariyle gerekli tedbirleri almadığının anlaşıldığı, davacının kötü niyetli üçüncü kişilerle işbirliği ve suç teşkil edebilecek eyleminin varlığının da davalı bankaca kanıtlanamadığı, bu itibarla yeniden bilirkişi incelemesinin usul ekonomisine aykırı olduğu gibi sonuca da etkili olmayacağı, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının iadesine, aynı Kanunun 440/III-1 maddesi gereğince direnme kararına karşı miktar itibari ile karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.11.2018 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi
2015/5539 E., 2015/14655 K., 12.11.2015

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı avukatı, müvekkilinin kredi kartından bilgisi ve bankaya talimatı olmadan ”smile pratik ödeme sistemleri” hesabına 2.897,81TL ödemenin yapıldığını, müvekkilinin hiçbir zaman internet bankacılığını kullanmadığını, söz konusu hesap aktarımından haberdar olunca davalıya işlemin iptali için başvurulduğunu, ancak davalı bankanın olumsuz cevap verdiğini ileri sürerek davalının icra takibine yapmış olduğu itirazının iptali ile davalı banka aleyhine %40’dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı avukatı, öncelikle yetki itirazında bulunduklarını, kredi kartı sözleşmesine göre İstanbul Mahkeme ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunu, müvekkilinin usulsüz kullanımlara dair bir etkisi bulunmadığını, davanın işlemi gerçekleştiren üçüncü kişilere açılması gerektiğini, dava konusu olay nedeniyle müvekkili bankanın söz konusu işlemlerdeki fonksiyonunun harcamanın gerçekleştiği iş yeri ile gönderilen provizyon talebini kartın limitine, son kullanma tarihine ve varsa kartın çalıntı, sahte, kayıp kaydı bulunup bulunmamasına göre onay vermek veya onay vermemekten ibaret olduğunu, sorumluluğun alışverişin yapıldığı sitede olduğunu, dava konusu işlemin bizzat davacının kredi kartı bilgileri ile 3D SECURE güvenlik sistemine kayıt yapıldıktan sonra kredi kartı şifresi ile gerçekleştirildiğini, davacının kredi kartı şifresi ve bilgilerinin üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusurlu olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davalı bankanın internet bankacılığında müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasının zorunlu olduğu, davacının müterafik kusurunu davalının ispatlayamadığı, davalının sorumluluğu noktasında objektif özen yükümlülüğünün ihlali ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının kurulmasının yeterli olduğu, bu nedenle oluşan zarardan davalı bankanın tamamen sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne ve %40 oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 12.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi
2014/7414 E., 2014/12133 K., 02.07.2014

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı avukatı, davalı banka tarafından müvekkiline kredi kartı tahsis edildiğini, kredi kartından müvekkilinin bilgisi ve onayı olmaksızın internet üzerinden 8.320,00 TL lik alışveriş harcaması yapıldığını, belirtilen alışverişin müvekkilince yapılmadığını, kredi kartının davalı bankanın ihmali ve kusuru neticesinde 3. kişilerce kullanılması ile ortaya çıkan borçtan müvekkilinin sorumlu olmadığını ileri sürerek kredi kartından dolayı 8.320,00 TL’lik kullanıma yönelik borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı avukatı, dava konusu harcamanın 3D secure şifre oluşturularak 3D secure uyumlu internet sitelerinden gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini, müvekkili bankanın sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporları sonucunda, davalı banka tarafından dinamik şifre uygulama yönteminin kullanılmadığı, davacının kişisel bilgilerinin kullanılarak bu işlemin yapıldığı, dolayısıyla somut olayda müterafik kusur bulunduğu, davalı bankanın kusuru oranının %85, davacının da %15 olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalıya 7.072,00 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Mahkemece davalı bankanın internet siteleri üzerinden kredi kartı ile yapılan harcamalar için yeterli güvenlik önlemi almadığı, davacının da özel bilgilerini korumakla yükümlülüğü dikkate alınarak meydana gelen zararın garemeten paylaştırılmasının hakkaniyete uygun olacağı, dosya kapsamı itibariyle zararın %85’inden davalı bankanın, %15 inden de davacının sorumlu olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuştur.
Kredi kartı ile sanal ortamda yapılan harcamanın internet üzerinden güvenli alışveriş “3D secure” çerçevesinde davacıya ait kredi kartı bilgilerinin 3. kişiler tarafından ele geçirilmek suretiyle gerçekleştiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bankalar birer güven ve itimat kurumları olduklarından kural olarak hafif kusurlarından da sorumludurlar.

Davacının kişisel bilgilerini koruyamadığı, bu konudaki özen yükümlülüğünü ihmal ettiği sabit olmadığı sürece davacı müşteri internet bankacılığı yoluyla 3. kişiler tarafından sahte şifre oluşturulmak suretiyle yapılan harcamalardan dolayı sorumlu tutulamaz. Mahkemece bu yönler gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken davacının da kusurlu bulunduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

SONUÇ:
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün katılmalı yoluyla temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.07.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İŞE İADE DAVASI ŞARTLARI


İşe iade davası şartları nedir?

İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir.
İşe iade davalarında, söz konusu davanın açılabilmesinin, daha doğrusu davanın kazanılabilmesinin birtakım şartları mevcut.

1-) İşveren bünyesinde otuz veya daha fazla işçinin çalışıyor olması gerekmektedir.
İşçinin işten çıkarıldığı tarihte işletmede en az 30 kişinin çalışıyor olması gerekmektedir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. Fesih bildirimin yapıldığı tarihte 30 işçi sayısının tespitinde göz önünde bulundurulacak işçinin, iş sözleşmesinin devam etmekte olması yeterli olup, ayrıca fiilen çalışıyor olması gerekmemektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki işyerinde çırak ya da stajyer öğrenci olarak çalışanlar ve alt işverenin işçileri dikkate alınmazlar.

2-) İşçinin En Az 6 Aylık Kıdeminin Olması Gerekmektedir.
İşçinin işe iade davası açabilmesi için en az 6 ay kıdemi olmalıdır. İşçinin 6 aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. Eğer iş sözleşmesinde deneme süresi kararlaştırılmışsa, bu deneme süresi de 6 aylık kıdem hesabına dahil edilir.

3-) İşçinin Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi İle Çalışıyor Olması Gerekmektedir.
İş Kanunu’na göre iş sözleşmesi belirli süreli ya da belirsiz süreli iş sözleşmesi şeklinde olabilmektedir. Belirli süreli iş sözleşmesi ; belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak yapılan iş sözleşmesidir. Belirsiz süreli iş sözleşmesi ise, iş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı iş sözleşmesidir.
Kural olarak belirli süreli iş sözleşmesinde, taraflarca belirlenen süre sonunda iş sözleşmesi kendiliğinden sona ereceğinden belirli süreli çalışan işçilerin işe iade davası açma hakkı bulunmamaktadır. Ancak iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olduğunun tespiti mahkeme tarafından yapılmakta olup, iş akdinde belirtilen sözleşmenin niteliği bağlayıcı değildir. Kanun koyucu niteliği gereği belirli süreli yapılması gereken işler haricinde işverenin iş sözleşmesini belirli bir süre ile sınırlandırmasını yasaklamış, bu tipte yapılan sözleşmelerin de belirsiz süreli olarak kabul edileceğini hüküm altına almıştır. Ayrıca İş Kanunu’na göre belirli süreli iş sözleşmesi esaslı bir neden olmadıkça birden fazla sayıda üst üste yapılması yasaklanmıştır, bunun olması halinde iş sözleşmesinin başından itibaren belirsiz süreli kabul edileceği belirtilmiştir.
İş yerinde çalışan işçilerin tamamının belirsiz süreli iş sözleşmesine göre çalışıyor olmasına gerek yoktur. İş yerinde çalışan tek işçi bile belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışıyorsa işe iade davası açabilir.

4-) İş Sözleşmesinin İşveren Tarafından Feshedilmesi Gerekmektedir.
İşçiye verilen İşe İade Davası açma hakkı işveren tarafından gerçekleştirilen fesihlere karşı getirilen bir korumadır. İşçi haklı sebebe dayanarak iş sözleşmesini kendisinin feshettiği takdirde bu hakkını kullanamaz.

5-) İşçi, işveren vekilliği ya da işveren vekilliği yardımcılığı statüsünde çalışmıyor olmalıdır.
İş Kanunu’nun 2. maddesindeki düzenlemeye göre; “İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır. İşveren vekilliği sıfatı, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.”
Bu kapsamda, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri işe iade davası açamazlar.

6-) Feshin Geçerli Bir Sebebe Dayanmaması Gerekir.
İşveren iş sözleşmesini feshederken işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. İşçi ancak işveren tarafından yapılan feshin geçerli bir nedene dayanmaması halinde işe iade davası açabilecektir.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Geçerli sebepler genel olarak; işçinin performansının düşüklüğü, işçinin haklı sebep teşkil edecek kadar ağır olmayan ancak iş ilişkisini devam ettirmeyi işveren açısından çekilmez kılabilecek düzeyde birtakım davranışları ve son olarak işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebeplerdir.
İş Kanunu’nun 18. maddesinde aşağıda yazılı olan haller geçersiz fesih nedeni olarak sayılmıştır.
• Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak.
• İşyeri sendika temsilciliği yapmak.
• Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.
• Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler.
• İş Kanunu’nun 74. maddesinde öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek.
• Hastalık veya kaza nedeniyle İş Kanunu’nun 25. maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık.
Yukarıda sayılanlar örnek olarak gösterilmiş olup, benzer nedenler de iş güvencesi yönünden geçerli fesih nedeni oluşturmaz. Bu nedenlerle işveren tarafından iş akdinin feshi yoluna gidilmiş ise fesih geçerli sayılamayacağından işçinin işe iadesine karar verilecektir

7-) İşçinin Savunmasının Alınmış Olması Gerekmektedir.
İş Kanunu’nun 19. maddesine göre hakkındaki iddialara karşı savunması alınmadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. İş Kanunu’nda savunma için şekil şartı öngörülmemiş olsa da yazılı olarak savunma alınması uygun olacaktır.

FESİH BİLDİRİMİN ŞEKLİ VE İÇERİĞİ
Haklı sebeple de olsa iş akdini fesheden işveren, bu iradesini işçiye bildirmekle yükümlüdür. İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.

İŞE İADE DAVASININ SONUÇLARI

1-) Davanın Kabulü
İşe iade davasının kabul edilmesiyle feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verilir. Mahkeme feshin geçersizliğine karar verdiğinde aynı zamanda boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatını da belirler.
İşçi, işe iadesine dair kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren on işgünü içinde işverene işe başlamak için başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur. Yani bu durumda işçi boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatını talep edemez.
İşveren kendisine başvuruda bulunan işçiyi bu tarihten itibaren 30 gün içerisinde ya işe geri alacak yada yasal olarak hak ettiği tazminatlarını ödeyecektir. İşveren işe iade kararından sonra işçinin talebi üzerine işçiyi işe başlatmak zorunda değildir. İşverene seçimlik hak tanınmıştır ; işçiyi, işe geri alabilir ya da işçiyi geri almayıp işe başlatmama tazminatını öder. İşe başlatmama tazminatı işçinin en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında olacaktır. İşe başlatmama tazminatının tutarını mahkeme resen işçinin kıdemine ve iş sözleşmesinin fesih şekline göre belirleyecektir.
İşçi, işe başlatılsa da başlatılmasa da kararın kesinleşmesine kadar boşta geçen süre ücreti de işverence işçiye ödenir. İşçi bu tazminatı almaya başka bir iş yerinde çalışmaya başlasa da hak kazanacaktır.
İşveren işçinin talebi doğrultusunda işçiyi işe başlatma kararı verir ise, eğer daha önceden peşin olarak ödenmiş bildirim sürelerine ait ücret ile kıdem tazminatı var ise, iş kanunu hükümlerine göre ödenmiş olan bu tutar işçiye tazminat olarak ödenecek tutardan mahsup edilecektir. şe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ise ayrıca ödenmek zorundadır. İşçiye ödenmiş olan ihbar ve kıdem tazminatı miktarı daha fazla ise ve işçi bakiyeyi ödemezse, işveren bakiyeyi işçiden ancak ve ancak yasal yollardan tahsil edebilecektir.

2-) Davanın Reddi
İşe iade davasının reddi halinde mahkeme işveren tarafından yapılan feshin kanuna uygun geçerli ve haklı bir nedene dayandığını kabul etmiş olmaktadır. Bu durumda hem yargılama giderleri işçinin üzerinde bırakılır hem de işveren kendisini vekil ile temsil ettirmişse bu takdirde karşı vekalet ücretini de ödemek zorunda kalır. İşe iade davası reddedilmiş olsa da işçi, şartları varsa işçilik alacaklarını (kıdem, yıllık izin, fazla mesai ücreti vb.) işveren aleyhine açacağı dava ile isteyebilir. İşe iade davasının kaybedilmiş olması yukarıda sayılmış olan taleplerde bulunmaya engel teşkil etmez.
Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir. İşe iade davalarında istinaf mahkemesi kararları kesindir, bu nedenle işe iade davaları temyiz edilemez.

3-) Davanın Konusuz Kalması
İşe iade davası devam ederken işçinin işveren tarafından işe başlatılması durumunda dava konusuz kalsa dahi davanın reddine karar verilmesi gerekmemektedir. Yerleşik yargı içtihatlarına göre dava devam edecek ve işçi işverenden boşta geçirdiği süre nedeniyle en çok dört aya kadar ücret ve diğer haklarını talep edebilecek ve avukat vekalet ücreti işverenden davaya devam ederek alınabilicektir.
İşe iade davası devam ederken işçi davadan feragat edebilir. Bu durumda da dava konusuz kalmaktadır. Tarafların yaptığı masraflar kendi üzerinde kalacaktır.

Dava açma şartlarını taşıyorsanız ve iş akdinin feshinden itibaren 1 aylık yasal süre geçmediyse işe iade davası için Uğurlu Hukuk Ofisi ile görüşüp hukuki destek alabilirsiniz. Konuyla ilgili detaylı bilgi ve başkaca sorularınız için

0532 611 46 06 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Dilerseniz aşağıdaki formu doldurun biz sizi arayalım.

İNTERNET BANKACILIĞI DOLANDIRICILIĞI

İnternet Bankacılığı Dolandırıcılığı Nedir?

 Öncelikle internet bankacılığı nedir ona bakalım. İnternet, tüm dünya üzerine yayılmıştır ve çok geniş bir bilgisayar ağı durumuna gelmiştir. Bu durum hayatımızı oldukça kolaylaştırırken aynı zamanda bazı riskleri de içinde barındırmaktadır. Bu denli yaygınlaşan internet kullanımıyla birlikte bilişim suçları da yaygınlaşmıştır. (İnternetin yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan İnternette İzinsiz Fotoğraf Kullanımı suçu için ayrıca bakabilirsiniz.) İnternet bankacılığı dolandırıcılığı da bu suçlardan bir tanesidir.

Benim başıma gelmez diye düşünmemenizi tavsiye ederim. Çünkü bu dolandırıcılığı yapan kişiler ikna ve dolandırmak konusunda uzman kişilerdir. Belirli bir eğitim ve kültür seviyesindeki insanlar dahi profesyonelce hazırlanan bu dolandırıcılık çetelerine kanmaktadır.

İnternet bankacılığı işlemleri bakımından uygulamada ortaya çıkan en önemli sorun, hiç kuşkusuz güvenlik sorunudur. Bunların en başında banka hesaplarındaki paraların, müşterilere ait özel bilgiler kullanılarak üçüncü kişilerce başka hesaplara aktarılması gelmektedir.

İnternet bankacılığı dolandırıcılığı yollarından birisi olan bu durum hem bankalar hem de müşteriler açısından önemli riskler oluşturmaktadır.

2020 yılı itibariyle tüm dünya genelinde yayılma gösteren COVID-19 salgını ile birlikte internet bankacılığı kullanımı daha da artmıştır. Bankalar birer güven ve itimat kurumları olduklarından internet bankacılığında müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarını kullanmak zorundadırlar.

Ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.

İnternet Bankacılığı Dolandırıcılığı – Mevduat Sahibinin Sorumluluğu

İnternet bankacılığı işlemleri yapabilmek için mevduat sahibi ile banka arasında bir sözleşme imzalanır. Bu şekilde birlikte mevduat sahibi kendi hesabına internet ortamında erişebilir. Bu sözleşme iki tarafa da bazı yükümlülükler yüklemektedir. Bunlar asli yükümlülükler ve yan yükümlülüklerdir. Mevduat sahibi bankacılık işlemlerinde kullandığı kişisel bilgilerini ve şifrelerini dikkatle korumalı ve gerekli önlemleri almalıdır. Bunları yapmazsa doğacak zararlara kendi kusuru oranında katlanacaktır.

Bilgisayar kullanıcılarının ortalama profiline bakıldığında teknik detayların tam bilinmesi ve tam koruyucu önlem alınması mümkün görünmemektedir. Bu yüzden burada kişisel verilerin üçüncü kişilerin eline geçmemesi için önlemleri asıl alması gereken bankadır. Yine de mevduat sahibi, bilgilerini korumak için kendisinden beklenen ölçüde gerekli önlemleri almalıdır. Üçüncü kişilerce bu bilgilerin ele geçirildiğini fark ettiğinde ise bankayı durumdan haberdar etmelidir. Aksi durumda gerekli dikkat ve özeni göstermeyen mevduat sahibi bankayla birlikte kusurlu sayılacaktır. Buna ”birlikte müterafik kusur” denir.

Müterafik kusur varsa mevduat sahibinin kusuru hükmedilen tazminattan indirim sebebi sayılacaktır. Mevduat sahibinin kusurunu banka ispat etmek durumundadır. Yani banka mevduat sahibinin koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyip aralarındaki internet bankacılığı sözleşmesine aykırı davrandığını ispat etmek zorundadır. Burada akla ilk gelen örnekler mevduat sahibinin şifresinin kullanıldığı olayda mevduat sahibinin kusuru olup olmadığıdır. Bunun için her somut kendi içinde değerlendirilmelidir.

İnternet bankacılığı dolandırıcılığı Yargıtay’ın konuyla ilgili verdiği bir kararı;

Mevduat sahibinin, şifrelerini ve kişisel bilgilerini korumakta müterafik kusurlu davrandıkları anlaşılmışsa da, davalı bankanın da olay tarihi itibariyle mevcut teknolojik imkanlar çerçevesinde, paranın ele geçirilmesini engellemek için gerekli önlemlerini almadığı belirlenmiştir. İnternet bankacılığı hizmeti sunan bankaların asli borcu, elektronik bankacılık işlemlerinin güvenlikle yapılabilmesinin sağlamaktır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen bankaların asli kusurlu sayılmaları gerektiği açıktır.

Bankanın Sorumluluğu

Bankalar her ne kadar müşterileriyle sorumsuzluk sözleşmeleri imzalasalar da sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 115/3 ve 116/3 maddeleri gereğince, bankaların hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.

Yukarıda belirttiğimiz üzere banka ve mevduat sahibi arasında internet bankacılığını sözleşmesi imzalanmaktadır. Bu sözleşme ile her iki tarafa da bazı yükümlülükler verilmektedir. Bankalar müşterilerinin kişisel bilgilerini gelebilecek her türlü tehditten korumak zorundadır. Bu noktada bankaların özen yükümlülüğüne uygun olarak tedbirler almaları gerekir.

Bankalar birer güven ve itimat kurumudur. Bu sebeple kural olarak internet bankacılığı dolandırıcılığı konusunda hafif kusurlarından dahi sorumlu olurlar. Müşterilerin internet bankacılığında kullanılmaları için kendilerine verilmiş olan özel bilgilerini üçüncü kişilerden koruma ve saklama yükümlülüğü vardır.

İnternet Bankacılığı Dolandırıcılığı Durumuyla Karşılaşırsanız Ne Yapmalısınız?

İnternet Bankacılığı Dolandırıcılığı durumda yapmanız gerekenler sırasıyla şunlardır:

  1. İlk yapmanız gereken vakit kaybetmeden bankalardaki hesap ve kartlarınıza bloke koydurmak olmalı. Sadece dolandırılan hesabınız değil başka hesaplarınız veya kartlarınız varsa hepsine bloke koydurmalısınız. Çünkü kişisel verilerinize erişmiş olan dolandırıcılar diğer hesaplarınız üzerinde de işlem yapabilirler.
  2. Ardından derhal şikâyet için emniyet birimine ya da Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek suç duyurusunda bulunmalısınız.
  3. Sonrasında savcılık makamı gerekli delilleri toplayarak bir iddianame hazırlayacak. Açılan ceza davası neticesinde bu suçu işleyenler ceza alacaktır. Buraya kadar açıkladıklarımız olayın cezai boyutunu oluşturmaktadır.
  4. Süreçle ilgili doğrudan arabulucuya başvurup arabulucuda anlaşamamanız durumunda dava açabilirsiniz. Ya da dolandırılan hesabınızın bulunduğu bankanın genel müdürlüğüne bir dilekçe vererek zararın giderilmesini talep edebilirsiniz. Bankalar genelde kusurun müşteride olduğunu ve kendisinin kusursuz olduğunu bu yüzden zararı tazmin etmeyeceğini belirtir. Ancak yerleşmiş Yargıtay kararları kusuru bankada bulmakta zararı tazmin ettirmektedir.
  5. Bankadan olumsuz bir cevap alınması durumunda Tüketici Mahkemesi’nde tazminat davası açmanız gerekmektedir. Tüketici Mahkemesi’nde tazminat davası açabilmeniz için dava şartı olarak öncelikle arabulucuya başvurmanız gerekmektedir.

Avukat Öykü Özer

1 2